Muhteşem Gatsby

“Parlak ve değerli şeyler hızla solup gider ve bir daha geri gelmezler.”

1925 yılında Scott Fitzgerald tarafından yazılan romanın beyaz perdeye uyarlanmış hali olan The Great Gatsby(Muhteşem Gatsby), 1920’li yılların Amerika’sında geçiyor. ‘Caz Dönemi’ olarak adlandırılan bu dönemin en belirgin özelliklerinden biri ‘eşitlik, adalet ve dürüstlük’ gibi kavramlar konusunda yaşanan dejenerasyon.

Halk sahip olduğu gelir seviyesine göre ayrılmıştır. Bu da film içerisinde zengin kesimi partiler vererek, lüks araçlar kullanarak, gösterişli evlerde pahalı kıyafetler içerisinde kıymetli içkilerin tüketildiği sahnelerle; fakir kesimi ise henüz inşa edilen gökdelenlerin inşaatlarında, demiryollarının inşa ve onarımında, çamur ve pislik içerisinde yaşadığı sahnelerle izleyiciye yansıtılmış. 

Fitzgerald aynı isimli kitabında, ‘Amerikan Rüyası’na bir karşıt tepki olarak romanını aşk teması altında işlemiş ve dönemin sahip olduğu dejenere hayatları eleştirmiştir. 

Yazıldığı dönemde yazarın diğer iki romanına kıyasla beklediği ilgi göremeyen fakat 2. Dünya Savaşı sırasında hakettiği beğeniyi toplayabilen roman; ilk olarak 1926 yılında sinemada ‘sessiz film’ olarak izleyici kitlesiyle buluştu. Daha sonraları ise; 1949, 1974 ve 2000 yıllarında da farklı yönetmenler tarafından yine perdeye aktarıldı.

2013 yılına geldiğimizde bu defa Baz Luhrmann’ın yönetmenliğini üstlendiği film, 3 boyutlu olarak karşımıza çıktı.

Başrollerinde Leonardo Di Caprio, Tobey Maguire, Carey Mulligan, Joel Edgerton, Elizabeth Debicki, Isla Fisher, Jason Clarke gibi oyunculara yer veren Luhrmann konuyla ilgili olarak; ’bir süredir gizli gizli üzerinde çalışıyor ve en başından itibaren Jay Gatsby’yi kimin canlandırmasını istediğimi biliyordum’ diyor. 

İzlemeye başladığınız ilk dakikadan itibaren ustaca seçilen renkler ve açılarla birdenbire kendinizi filmin içinde hissediyorsunuz. Büyüleyici ışıklar, kostümler ve dönemin ihtişamını yansıtan mekanlar izleyiciyi bir rüyanının içine doğru sürüklüyor. Diyebiliriz ki film 2014 yılı 86. Akdemi Ödülleri’nde kazandığı ‘En İyi Kostüm’(Catherine Martin) ve ‘En İyi Sanat Yönetmeni’(Catherine Martin), 67. BAFTA Ödülleri, ‘En İyi Sanat Yönetmeni’ (Catherine Martin, Beverley Dunn), ‘En İyi Makyaj ve Saç’ (Maurizio Silvi, Kerry Warn) ve ‘En İyi Kostüm Tasarımı’ (Catherine Martin) ödüllerinin hakkını tam anlamıyla vermiş. 

Filmde seçilen müzikler sayesinde bir anda uyanıp o günlerde değil; bugünde olduğunuzu hissetmeniz olası ve bence bu izleyicinin özellikle uyanık kalması için yapılan bir eylem. Filmin içinde akan Lana Del Rey, Jay-Z ve Amy Winehouse’un müzikleri, film sahnelerini kalbinize ipeksi bir hisle işliyor. 

Fitzgerald kitabında karakterlerin yaşadığı anları, olayların örgüsünü, değişen hava şartları ve mekanın atmosferinin ayrıntılı tasviriyle okura hissettiyor. Baz Luhrmann da filmi çekerken, kitaptaki hikayeden ve olay örgüsünü destekleyen bu betimlemelerden hiç sapmadan filme birebir aktarıyor. Yalnızca bu müzik seçimlerinde kendine özgülüğünü ortaya koyuyor ve günümüz sanatçılarının müziklerine vurgu yaparak izleyiciyi biraz da olsa olay örgüsünün dışında tutmaya çalışıyor.

Filmde sık sık karşımıza çıkan önemli bir detay ise; Doktor T.J Eckleburg’ün reklam tabelası. Bu tabelada bulunan gözler bir anlamda ‘her şeye tanık oluyor ve görmeyen mavi gözleriyle manzarayı seyreden o adam, sanki her şeyi içinde gizleyerek hapsediyor. Yönetmen, o dönemde yaşanan çarpıcı sınıf ayrımını; neredeyse bir açık hava hapishanesini andıran ‘Küller Vadisi’nde bulunan ‘bu gözler’le izleyiciye aktarıyor. 

Film, geldiği sosyal sınıf ve aileden gelen zenginliğin gücüyle merhametsizleşen o dönemin Amerikalı insanlarının, sonradan yükselen Gatsby’yi kurbanlaştırmasını çok güzel anlatmış. Gatsby’nin takıntılı bir şekilde aşık olması, diğerlerinin aksine ne istediğini bilmesi ve bir gün herşeyin eskisinden de iyi olacağına olan inancına karşılık; Tom Buchanan’ın ‘farklı doğmuşuz, bu bizim kanımızdan geliyor.’ cümlesi aslında çoğu şeyi özetliyor. Yine de Gatsby ‘yeşil ışık’a olan inancını kaybetmiyor ve biliyor ki o yandığı sürece umut hep var.

Sizce filmde Gatsby acaba gerçekten aşık mı yoksa bu onun obsesif dünyasında yarattığı bir hayal ürünü mü? 

Yönetmen: Baz Luhrmann

Senaryo: Baz Luhrmann, Craig Pearce

Görüntü Yönetmeni: Simon Duggan

Kurgu: Jason Ballentine, Jonathan Redmond, Matt Villa

ABD-Avusturalya yapımı, romantik-dram

No comments

LEAVE A COMMENT